Rob dö Şambır’la Kültür Saati ( Ayreon: Human Equation )
Efendim merhabalar yeniden. Son dönemde ulvi şahsiyet bendeniz türlü (ne siz sorun ne ben söyliyim..) işlerim sebebiyle bir süre sizlerden uzak kalmıştım. Lakin yüce görevime dönüşümün verdiği heyecanla tekrar karşınızdayım. “Rob dö Şambır'la Kültür Köşesi”nin bu haftaki onur konuğu 2004 çıkışlı senenin en iyi progressive albümü olmayı da başarmış, bir tek TSE onayı eksik Ayreon albümü “Human Equation”.
Şimdi nedir bu albümü yücelten. Önceki yazımda belirttiğim üzere “Ortada birileri var, o var bu var, bir bu yok” tarzı anlamsız sözlerden pek hoşlanmam ben. Ne kadar müzik eserlerinde önce melodi dikkat çekse de ifade ettikleriyle anca bir şarkı 1. sınıf etki kazanabilir. Yani tam anlamıyla bir anlam – melodi bütünlüğü olmazsa o şarkı bir klasik olamaz. Zaten efendim bir yazarın en üstün silahı değil midir kalemi? İşte bu albümün farkı buradadır. Bırakın burda şarkının anlamını, bütün bir albümün bir konusu vardır. Hatta ve hatta senaryosunu alıp filmini çeksek Oscar alırdı bu senaryo, nal toplardı arkamızdan “Milk” iddia ediyorum. Konu da elim bir kaza sonucu ana karakterimizin komaya girmesiyle birlikte duygusal bir yüzleşme içine girmesi, tüm yaşamının bir nevi şerit misali gözlerinin önünden akmasıyla birlikte kazanın gerçek nedeninin ortaya çıkmasıdır. Ayrıca değinmek gerekir ki farklı karakterler ve duygular farklı vokallerle canlandırılmaktadır.
Şimdi müzikalitenin eleştirisine gelirsek. Efendim eleştirilcek yanı yoktur. Bu farklı karakterler vardı ya farklı vokallerin seslendirdiği. Kimler bunlar sayayım size:
“Devon Graves (Dead Soul Tribe) 'Acı ' - Devin Townsend (SYL) 'Arzu ' - Eric Clayton (Saviour Machine) 'Neden' - Mikael Åkerfeldt (Opeth) 'Korku' - Magnus Ekwall (The Quill) 'Onur' - Heather Findlay (Mostly Autumn) 'Aşk' - Irene Jansen (Karma) 'Tutku' - James LaBrie (Dream Theater) 'Ana karakter' - Marcela Bovio (Elfonia) 'Eş' - Mike Baker (Shadow Gallery) 'Baba' - Arjen Lucassen (Ayreon) 'Dost”
Gördüğünüz üzere tanrısal isimlerin yer aldığı bir albümde müzikalitede çığır açılmıştır. E konu da var dedik. Ne duruyorsunuz efendim saldırın. Hatta ilk cdnin sonundaki “Day Eleven: Love” isimli eser-i azamı dinlerken sizi bu üstün albümle tanıştırmam sebebiyle şahsım adına yatıp kalkıp dua edin. Ben de bu arada sizi aydınlatayım derken objektif olunması amacıyla albümü tekrar tekrar dinlememden olsa gerek bağımlısı oldum. Boşalan viski kadehimi doldurup en iyisi devam ediyim ben dinlemeye ( titremeler eşliğinde)...
Rob Dö Şambır'ın not defterinden güncel karalamalar:
Aklıma gelmişken seçimlere değinmeden geçemeyeceğim ben de. Son dönemde gazetelerde İzmir geyikleridir dönüyor gidiyor. Ben de İzmirli olmamın etkisiyle sessiz kalamazdım bu duruma. Efendim gördüğünüz üzere AKP kod adlı oluşuma şamar gibi tokat attık İzmir'de % 55'e varan oy oranı ile. E tabi geyik de en doğal hakkımız bu durumda. Melih Aşık bazılarını koymuş yazısına bugün:
- Biz İzmirliler de Rabbimize sorduk; CHP dedi.
- Biz İzmir’iz; rakıya arseniği katar içeriz.
- Daha da İzmir’e gelme.
- Her İzmirli üç çocuk yapsın; birini Ankara’ya diğerini İstanbul’a göndersin. Ankara Gökçek’ten, İstanbul Topbaş’tan ancak böyle kurtulur.
Sonuca bakınca ne anlıyoruz? Demek ki arsenik insan zekâsını geliştiren bir maddeymiş!
Efendim İzmirli olmak ayrıcalıktır. Gözümde tütmektedir zaten boyozu, gevreği, çiğdemi, kordonu, kızları ama en önemlisi çağdaş zihniyetli insanlarıyla...




