126
Hiç bir zaman eskisi gibi olmaz...
Ama bazen daha güzel bile olur...
İşte bu yüzden...
Mühim değil.
130
- İnternet sansürü almış başını hızla ilerler olmuş artık arkadaş. Toplu blog sitelerini engelledikten sonra artık bizim gibi yalnız takılan bloglara da el atmaya başlamışlar üstelik. En son Buzcevheri'ni de kapatmışlar sağolsunlar. Bir gün sıra bize de gelecek ya hadi hayırlısı.
- Ahlaksızlık anlayışımızı toplum olarak, ya da en azından medya olarak, gözden geçirmemiz gerekiyor. Davullu zurnalı terörist karşılaması fotoğraflarını bırakıp da sarhoş olmuş sızmış kalmış kızların fotoğraflarına "Ahlaksız" başlığı atmak, 'ahlaken' ne derece doğru bilemiyorum. Ne yapayım, "ahlak" denilen şeyi sadece kıçımızdaki donlarda aramamalıyız gibi geliyor bana azizim.
- İktidarının 7. yılında, bir zamanlar ülkeyi Avrupa Birliği'ne sokacakları iddiasıyla gelip ancak Suriye ile karşılıklı vizeleri kaldırabilen A.K. Partisi iktidarına teşekkürlerimi bir borç bilirim.
- Spor dediğin şeyi aslında biz şişmanlar da yapabiliyoruz. Ama bizi sizin gibi insanlarla oynarken görmüyorsanız, bilin ki bu sizin iyiliğinizi düşündüğümüz için yoksa oynayamadığımızdan filan değil. Mesela ben bugün normal bir insan grubuyla basket oynayayım dedim, iki kişi ayakta tedavi gördü, üçüncüyü hastaneye kaldırmak zorunda kaldılar. Ciddiyim.
- Evet açılıma da karşıyım bu arada. Sözüm ona "Kürt" açılımı benim ülkemdeki Kürtler ile bir alakası olmadan dağdaki teröristi dağdan indirmeye yönelikse ben buna karşı dururum efendim. Yani bu teröristler sınırdışından bile yeterince zarar verebiliyorlarken bize, getirip bir de kapı komşumuz haline gelmelerinin ne anlamı var, bu durum neye çözüm olacak, bir türlü anlamıyorum. Diyeceksiniz ki "onlar da insan, onlar da bizim gibi yaşamayı hak ediyorlar", e doğru da azizim, "o zaman biz de zamanında bunların estirdiği terörü hak ediyor muyduk?" diye sorarım. Hayır bir de hiç biri ceza da almadı bunların... Neymiş demek ki; bir suç işlediğimizde ceza almamamız, hatta üstüne üstlük "aferin"lerle sırtımızın tıpışlanması için yeterince organize olmamız lazımmış.
- Sorumlu Vatandaş sağ olsun, sansür artık bir "tık" kadar kolay! Tek yapmanız gereken buradaki adrese gidip, bazı sorunlu vatandaşların hazırladıkları Firefox eklentisini indirmeniz. Eklentiyi kurduktan sonra, gözünüzün gönlünüzün görmeye dayanamadığı herhangi bir içerik gördüğünüzde, farenizle sağ tıklayıp "İhbar et" diyerek sansürün, gelişmesine siz de katkıda bulunabilirsiniz. E hadi acele edin ve bir nevi post modern devrim askeri olarak, sorumlu vatandaşlar arasındaki yerinizi alın!
6-7 ekim
Geliyorum sevgili IMFseverler, kıçıpekrahatlar, banadokunmayanyılanbinyaşasıncılar, geliyorum ve size laflar hazırladım. Sürç-i lisan ettiğimi zannederseniz affolmaya, zira sürç-i lisan etmiyorum. Ama gene de kendimi tutacağım. Elimden geldiğince de kısa tutacağım yazımı, ama gene de uzun gelebilir. Okumazsanız da bana ne gerçi. Ama kolaylık olsun diye başlık da koyuyorum. İlgilendiğiniz bölüme bakarsınız.
IMF
Öncelikle IMF’nin ne olduğuna değinmek lazım. Eh ama ne olduğunu zaten biliyoruz. O yüzden bizi ilgilendirdiği kadarıyla, yani bir ülkede yatırımı nasıl yaptıklarına şööyle bir değinmek isterim. Çok bilimsel bişi beklemeyin tabi.
IMF ne sikime yarar? Ekonomisi sıçan (bkz: Türkiye) ülkelere (ha bir de askeri diktatörlüklere... Ne? 12 Eylül de nerden çıktı abartmayın) borç veren bir kurumdur. Dünya Bankası’yla sevişerek çalışırlar. Ülkenin ekonomisini inceleyerek devlet başkanlarımızın da çok sevdiği kararlar verirler. Bu kararlar asgari ücretin artmak isteyip artamaması, belej yabancı yatırımlar, gelir vergilerinin artması, sosyal hizmetlerin kısılması, özel sektörün canlanması, alınması verilmesi ekonomi’ye can verilmesi gibi üstün kamu yararlarını kapsar.
ÇAPULCULAR
Ağzınıza pelesenk olmuş “kendini bilmez üç-beş çapulcu” tamlamasına bir açıklık getirmek isterim. Yok kardeşim çapulcu falan. Çapulcu dediğin adam da halktır, halkın içindendir, bu tür bir harekete katılıyorsa da bir şekilde belirli düşünceleri sahiplenmiş, (yöntem doğrudur yanlıştır, tartışılır, ama naçizane fikrimce, birazdan açıklayacağım gibi yöntem doğrudur,) kenardan oturup izlemek yerine olayın içinde olmayı seçmiştir. Solun kitle hareketine ihtiyacı vardır, ayağında Nike, kıçında Levi’s pantolon, baba parasıyla sokakta anarşiklik yapıyorlar imalarında bulunulmuş. Hadi diyelim oradaki “çapulcu”nun ekonomik durumunu ya da siyasi görüşlerini biliyorsunuz, sosyal çevreniz geniştir, hepsini tanıyorsunuzdur falan diye diyorum, Nike Levi’s Türkiye’ye bu Taksim’deki olaylardan daha mı az zarar verdi? Üretici ölüyor lan! Türkiye’de üretici ölürken, Çin’de 1 dolara çalıştırılan çocuklar ortaya çıkıyor, ve bu Nike ve Levi’s “onlara istihdam sağlıyoruz hödödö” diye ötmesini çok iyi biliyor. Çok kaliteli pantolonlarımız olsa da üreticiler dünyanın parasını kazanan firmaların pazarlamasıyla yarışabilir mi? Ha şimdi bu çocukların oldu suç tabi. “Solcuysan baba parası yeme kardeşim”. Ha tabi bu satırlar “çapulcu” sınıfının ekonomik durumunu bildiğiniz varsayılarak yazılmıştır.
Sonradan dönenler oluyormuş. Gençlik hevesiymiş falan filan. Döner tabi, ümit mi bırakıyorlar adamda? Solun içinde daha çok bulundukça daha çok özgürlük amacıyla liberalleşenler oluyor, kız derdine düşenler oluyor, (meali: evin reisinin erkek olması ve ailesini iyi yaşatma isteği) gerçekten iş bulamayıp ideallerinden vazgeçenler oluyor, oluyor da oluyor, ama öğrenciyken bir şeylerin yanlış olduğunu idrak edip sokağa çıkabilmek güzel bir şeydir, sınıf bilincidir. Öğrenci hareketleri pek çok devrimin ve fikrin devindirici gücü olmuştur. Tee Fransız İhtilali’nden 68 hareketlerine kadar. Kanlı Pazar’dan 6. Filoyu taşlamaya kadar. Ona da değineceğim tabi.
Bu kendini bilmez çapulculara laf eden sosyalistlere de Komünist Manifestoyu okumasını ( Tek sözcükle, bizi, mülkiyetinizi ortadan kaldırmaya niyetlenmekle suçluyorsunuz. Elbette; bizim niyetimiz de zaten budur. – Komünist Manifesto) diyalektiği tekrar gözden geçirmesini tavsiye ederim. Yanlış anlaşılmasın, kişisel olarak (bu önemli) savunduğum bir yöntem değil yapılanlar. Ama bu örgütsüzlükle, ilkokuldan beri gurur duyduğumuz bu genç kuşakla Türkiye’ye en uygunu diyebilirim. Hoş yandaş kazanılmıyor o ayrı.
Ha son bir söz daha söylemek istiyorum. Biz, tüm çapulcular ve çapulcu olmayan Türk halkı, suçluyuz. O heyeti havaalanında karşılamamız gerekliydi. Bir araya gelmelerini protesto etmeden önce ülkeye sokmamamız gerekliydi, o BMW 8.bilmem nelerin alınmasını önlemeliydik, onu yapamadık, o olmadı.
Aşağıdaki bölümü okumadan bu bölümde savunduklarım üzerine saldırıya geçmeyin, üzerim.
ESNAF
Esnaf: Küçük sermaye ve zanaat sahibi. Yani tebrik ediyorum, bankaları da esnaf yaptınız. Vallahi bravo. E bankaların zanaatı mı var? Küçük bir sermayesi mi? Küçük sermayeli banka mı olur? Tefe koyarlar adamı. Ha bankalar esnaf değil mi? O zaman neden ağlaşıyorsunuz esnafa zarar geldi diye? Hayır cidden merak ediyorum medyada bir ağzına sıçılan esnaf lafı geçiyor ama gördüğüm cam kırıklı görüntüler, video ve fotoğraflar hep bankalara ait. Bankalar zaten esnafa ve halka yeterince zarar vermedi mi? Bankasız bir sikim yapabilir mi ülke? Cevap veriyorum: Hayır. Bu da bir bağımlılık, bankalar da bir pislik yuvası. Bankalara karşı yapılmış hiçbir saldırının meşru olmadığını düşünmüyorum. Bir kaç gün de para çekilmesin nedir yani?
Ha sade görüntüler değil, olay sonrasında ve sırasında Taksim’de bulunan bir kaç kaynaktan da kırılanların bankamatik ve banka camları olduğunu duydum, evet bazı talihsiz kazalar yaşanmış (esnafın camını kıran plastik mermiler veya bilyeler gibi) Gelgelelim bu esnafın esnaflığını bilip o gün kepenklerini kapatıp alanda yerini alması, dükkanını açıyorsa gaz bombasından etkilenip sığınan eylemcileri dövmek için değil, gazdan korumak için içeri alması, (ha polis de sabah uyarıp kimseyi içeri almamalarını söylemiştir. E güvenlik kuvvetleri en iyisini bilir, ne olcağdı) sınıfının farkında olması gereklidir ki başlarına gelene üzüleyim. Halen sanmıyorum ki Taksim’deki esnaf sigortasız olsun, öyleyse de eyleme katılmak yerine gösterici döven esnafın başına gelen de sikimde değil. 3-5 tane esnafı tenzih ederim, bir yerlerine birşey olduysa özür diliyorum kendi adıma. Orada değildim ama olsun. Yandaş medya bile, hatta vali bile 5 işyerinden bahsediyor esnafa ait, ya da en azından banka olmayan:
“7 polis aracı 6 konsolosluk binası ve 11 bankanın camı kırıldı. 5 işyeri tahrip edildi.” –Muammer Güler. (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12638440&tarih=2009-10-07)
Polisle imece usülü çalışan esnafın da örgütsüzlüğünden şüphe ederim. İşte hem polise yardımcı oldu, hem 3-5 zibidi dövüp IMF vb yüzünden para kazanamamasının sebebi sonucu ortaya çıkan stresten kurtuldu esnaf, ne güzel. Ya bi siktir. Hadi esnaf toptan haklı, dükkanını yağmaladılar da, fiziksel zarar mı vermiş göstericiler, kalp krizinden ölüme sebep olan göstericilerin gazı mıydı? Cop mu var lan göstericilerde?
KAMU
Vay efendim kaldırım taşları bizim vergilerimizle alınıyor, vay anam otobüs durakları bikbikbik. Ya ibibikler o kaldırım taşları senin verginle alınıyor da eylemcininkiyle alınmıyor mu? O gaz bombaları, helikopterler Emniyet Müdürü’nün maaşıyla değil senin, benim eylemcilerin vergisiyle alınmıyor mu? E o otobüs duraklarını yapan firma üzerine banka, nike levi’s reklamı koymak şartıyla ucuza, belki bedava yapmıyor mu? Hortumlanan bizim vergilerimiz değil mi? Alınıp toplanıp yatırım yapılmayan bizim vergilerimiz değil mi? Silah alınanlar bizim vergilerimiz değil mi? Mesela, istemiyorum kardeşim ben 136 tane köprü, metrobüs falan. İstemiyorum insan öldürecek şeyler alınmasını. Gıkını çıkaramazsın tabii. Kaldırım taşıymış... Hukukçu arkadaşlar daha iyi bilir ama “nereye gidiyor bu vergiler” diye sorunca cevap alma hakkınız vardır, ama sadece kanunen. Hiç soran oldu mu şimdiye kadar? Sonra başka kanunların karşısında bulursunuz kendinizi o ayrı.
Bir diğer konu da “okulumuza yetişemedik”, “mahsur kaldık” “ay efendim trafik sıkışmış”. Çıkarsaydınız kıçınızı polisten korkmayıp ne diyeyim yani. Orada adamlar “dünyada 59 milyon insan işsiz kalacak, 50000 bebek ölümü olacak” diye açıklama yapsınlar, buna ses çıkaran kalabalık dayak yesin, siz “trafik, okul, esnaf, dükkan hölö hölö”. Geçiniz efendim. Bir anlık sorunlar gözünüze çarpıyor olabilir, ama GDO’lar, intihar eden tohumlar gibi uzun vadede tarımın, daha doğrusu çiftçinin anasını sikecek tohumlar bir bakın bakayım kimin dayatması? Okula da geç kalın, trafik de sıkışsın, sanki hiç sıkışmıyor.
6. Filo taşlanırken de aynı sesler çıkmıştı aslında. Kamu malına zararmış, medya da benzer şekilde değinmişti olaylara tabi.
ORANTISIZ...
...güç yoktur, orantısız güç yetkisini kaybetmiş halk vardır. Suç milletvekilleri ve halkındır efem. Hepimizindir. Polisten bahsetmeye götüm yemiyor.
MEDYA
Aha asıl sorun bu. Koduğumun anamalcı medyası tabi ki kendine göre yorumluyor olayları, tarafsız bir haber bulmak mümkün değil. Esnaf camları adı altında, kırılan esnaf bankamatiklerinin fotoğrafları. Dışarı çıkmaya korkan banka çalışanları mahallenin tonton bakkalı Rıza Efendi gibi yansıtılmış. Peki göstericilerin fiziksel ya da gazsal zarar verdiği tek bir insan duydunuz mu? Yandaş medya bile bunu iddia edebilecek kadar ileri gidemedi. Tek kaynağa bakıp bakıp Taksim’de olay çıkmış, göstericiler polise saldırmış falan filan. İstanbul’daki kaynağım mesela basın açıklamasının bitmesinden birkaç dakika sonra gaz bombalarının düşmeye başladığını söylüyor. Bu işin adabı şudur: beklersin, sloganlar atılsın, kalabalık yatışsın, kendiliğinden dağılır zaten. Ha yok efendim olay mı çıktı? Onu ilk saldırıyı solun başlattığı çatışmalarda görürüz. Medyaya bakmayın tabi. Haberi basın açıklamasından önce yayınlayan kurumlar var lan ülkede.
Eehh NTV tabi bankaları gösterecek, oradan reklam alıyor. Hatta “kırıldı bak fotoğrafını koyduk” falan diye reklam parası isteyen gazeteler de vardır. İnanırım yani. Başlıklara bakın “Eylemciler polise saldırdı” Yok “Göstericilerle vatandaş çatıştı” Ama hakkını vermek lazım, sonuçta medyanın değilse bile patronlarının bir sınıf bilinci var.
Bir de sol basındaki haberleri okusanız, ah bir okusanız...
Ekşisözlük akademik bir kaynak sayılmaz ama görgü tanıkları vs bakımından iyi bir kaynaktır. Bakınız okuyunuz derim.
Havai fişekten roketatar yapmışlar, medyanın tepkisi: “Ya vursaydı.” Ulan polis helikopteri bir havai fişekle düşüyorsa zaten hepten komedi. Ha ama polis için “ya vursaydı” demiyor medya, zaten vuruyor polis zira.
Açılmayan polis barikatı önünde, polisin attığı biber gazı sebebiyle ölüyor kalp krizi geçiren
Ya yok arkadaş, nerden çıktığı anlaşılamayan diyor, havai fişek atan çocukların fotoğrafı var. Anlamadım habercilik anlayışını sikeyim Hürriyet.
Kaynak istemeyin ararken ararken sinirim bozuluyor. Medyanın yediği boklar az değil yani olaylar konusunda. Az okuyun görürsünüz. Bir de şunlarla karşılaştırın:
ve daha niceleri.
Yani neye karşı bu adamlar dinlemeden etmeden malımızı korumanın verdiği içgüdüyle, yok efendim “anarşikler saldırıyor”, yok “yüzlerini kapamış terorikler hörölö hörölö” diye bu adamların, halkın arkasında durmazsak sermaye sınıfı götümüzü sikmeye devam eder, yırtıldığı zaman da iflah olmayız söyleyeyim. Tabi sınıf bilinci mühim, götü sikilen sade vatandaşsa yanında olmak da boynumuzun borcu. Esnaf da, halk da, polis de yanında olsun, sorun kalmaz.
Yamaç Bey




