Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Gülen Hareketi
Şimdi Türkân Saylan tutuklanınca hani biz ayağa kalktık ya "yapılan eğitime, eğitimciye saygısızlıktır" diye... Farkettim ki Gülen Hareketi'ne mensup bir takım yazar da "aynı şeyleri Fethullah Gülen de yapıyor ama kimse O'na yapılanlara sesini çıkarmıyor"diye dert yanmakta...
Biraz düşününce eğitim faaliyetleri olsun, verilen burslar olsun "evet yaptıkları işler aynıdır" diyor insan...Halbuki aslında aynı olan tek şey, 'eğitime destek vermek' amacıdır, öyle ki burada bahsettiğimiz eğitim bile aslında her iki harekette de farklılık göstermektedir . İşte Türk toplumundaki belli bir kesimin Türkân Saylan'a destek verip, Fethullah Gülen'e karşı durması ve aynı şekilde bir grup insanın da Fethullah Gülen destekçisi olup, Türkân Saylan'a karşı durması da 'eğitim' konusunda bu iki insanın ne anladığı temelinde değişmektedir. İzin verirseniz biraz uzun olan bu yazıda ne demeye çalıştığımı anlatayım.
- Eğitim
Eğitim; insanların toplum hayatında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etme ve insanın kişiliğini geliştirmesi için direkt veya dolaylı olarak yapılan yardım işidir. Bahsedilen tanımdaki 'kişilik gelişimi' parçası okul gibi bir kurum çerçevesinden çok, kişinin bulunduğu ortama göre her insanda mutlaka görülür. Yalnız, dar bir çerçeve ve kısıtlı imkânlar gibi bir takım sebeplerden dolayı kişisel gelişim adını verdiğimiz süreç sekteye uğrayabilir, bazı durumlarda bir takım amaçlara uygun olarak bastırılarak durdurabilinir. Okul gibi eğitim veren kurumlar ise, insanlara daha çok toplum hayatında almaları gereken yerlere ulaşmasını sağladığı gibi, bir şekilde kişisel gelişim süreçleri durmuş ya da süreçleri baskılanmış insanların da bu durumunu değiştirmeyi amaçlar. Bu yüzden eğitim işi toplum açısından hayati derecede önem taşır ve öğretmenlik mesleği toplum içerisindeki en değerli meslektir en azından öyle olmalıdır. Tıpkı okulların da herhangi bir devlet yapısı içerisinde en değerli kurum olduğu, ya da olması gerektiği gibi.
Peki bu kadar önemli olan 'eğitim' konusunda her iki hareketin, iki ayrı lideri ve aynı işleri yapıyor gibi görünmelerine rağmen zıt kutuplara oturtulan Türkân Saylan ve Fethullah Gülen nasıl bir gelişim göstermişler?
Türkân Saylan eğitim hayatına Kandilli İlkokulu'nda başlamış, daha sonra Kandilli Kız Lisesi'ne devam etmiş ve İstanbul Tıp Fakültesi'nden tıp doktoru olarak mezun olmuştur. Türkân Saylan tüm bu eğitiminin üzerine yaptığı akademik çalışmalar neticesinde akademik çerçevede profesörlüğe kadar yükselmiştir. Üyesi olduğu sivil toplum kuruluşları ve yaptığı çalışmalar sayesinde ise 1944'te başladığı eğitim hayatına hiç ara vermeden, eskiden öğrenerek şimdi ise öğreterek ya da öğretilmesini sağlayarak katkıda bulunmaktadır.
Fethullah Gülen'in ise kendi anılarından aktardığı anılarına göre bir iki yıl Korucuk Köyü İlkokulu'na gitmiştir. Daha sonra imam olan babasının başka bir köye tayin olmasından ötürü eğitimini yarıda bıraktığını belirtse de, Korucuk'taki öğretmeninin kendisi okula gitmediği halde sınıfını geçtiğini söylemesi ve bu 'jeste' rağmen Fethullah Gülen'in okula devam etmemesi, bu durumun okuldan mahrum olmaktan çok, kendisinin okullarda verilen eğitime olan isteksizliğinden kaynaklandığını söylemek pek de yanlış olmayacaktır. Fethullah Gülen hiç bir okula gitmeyerek öğrencilik hayatını ilkokuldaki bir kaç yılı ile sınırlandırsa da, çeşitli din adamlarından Arapça ve tecvit derslerini 'medreseler'de alarak gayet iyi bir 'talebelik' sergilemiş, 10 yaşında 'hafız' olmuş, 14 yaşında ilk vaazını vermiştir. Said-i Nursi'nin Risale-i Nurları'nı öğrenmek için yaptığı gezilerde bir yandan da ilkokulu, ortaokulu ve liseyi dışarıdan bitirmiştir, böylece hiç bir zaman gerçek anlamda bir okula gitmemiştir. Fethullah Gülen de lideri olduğu Gülen Hareketi' ne bağlı bir çok sivil toplum kuruluşunun Türkiye'de ve Dünya'nın çeşitli yerlerinde açtığı ve sayıları son yıllarda hızla artan okullar sayesinde, kendisinin özellikle uzak durduğu eğitim hayatına, özellikle son 10 yıldır büyük bir etken olarak dahil olmaktadır.
Şüphesiz ki, bahsedilen her iki kişi de eğitim anlayışlarını, yukarıda verdiğim eğitim hayatlarına göre şekillendirmişlerdir.
- Toplum
Toplum basitçe; aynı toprak parçası üzerinde birlikte yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için işbirliği yapan insanlara verilen isimdir. Beraber yaşayan insanların en temel çıkarı ise; varlıklarını korumak ve devam ettirmektir. Bir toplumun varlığı, sadece var olan birey sayısını ne kadar koruduğu ile değil aynı zamanda kendisini diğer toplumlardan ayırt eden özelliklerini ne kadar koruduğu ile de ilgilidir. Aslında bu konu, Anadolu üzerinde yaşayan insanların neredeyse son yüz elli yıldır cephelerin gerisinde verdiği savaşın ta kendisidir.
Sözünü ettiğin, Anadolu'daki toplumun neredeyse son yüz yıldır verdiği bu savaş da nedir?
Anadolu'da yaşayan toplum Osmanlı İmparatorluğu yönetimi altında bulunduğu sürece bir tek 'din' kavramı altında birleştirmiştir. Burada birleşmek ile anlaşılması gereken, her bireyin Müslüman ya da Hristiyan olması değil, her dine hoşgörünün gösterildiği ve böylece dinlerini özgürce yaşamak ve aynı topraklar üzerinde bulunmak dışarısında pek de ortak bir yönü bulunmayan hatta okur yazar oranı dolayısıyla neredeyse ortak bir dili bile olmayan bir ülkenin toplumu halinde, şu anda bize gerçeküstü gelecek kadar çeşitliliği, içerisinde dengeli bir şekilde barındırmaktır. Yalnız 'din' başlığı altındaki tüm bu uyum ve denge, Fransız İhtilâli ile yayılan 'milliyetçilik' kavramı ile sarsılmış, Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi dinlerini yaşamakta özgür olan toplumları, en az dinleri kadar özgür olmasını istedikleri tüm değerleri için, kendi özgür milletlerini elde etmek amacında birleşince, imparatorluğun da sonunu getirecek bir dizi olayı başlatmışlardır.
Bu noktada imparatorluk yönetimi çözünmelerin önüne geçmek için, dini özgür ve kişisel olmaktan çıkarıp, toplumu kontrol etmeye yönelik bir baskı aracı olarak kullanmaya başlamıştır. Dinine her zaman bağlı olan Anadolu'daki toplum tam bu dönemde dinin altında ezilmeye başlamıştır. Bu durum Anadolu'nun her yerinde din temelli örgütler oluşmasını, bu örgütler de toplum hayatında kendisine gereken yeri almasını sağlayacak eğitim yerine, din hayatında bir rol almasını sağlayacak kadar eğitimin verildiği ve kişisel gelişimlerini baskı altına aldığı medreseler sayesinde hem kendisine bağlı talebeler yetiştirerek hem de çok yüksek bir gelir kaynağı sağlayarak, sadece kendilerine ait feodal bir düzen oluşturmuşlardır.
Bir grup insana sürekli getirisi olan, kendi zenginlerini yaratan ama bunun yanında tüm toplumun neredeyse 'köle' düzeyinde yaşamasına sebep olan bu duruma ise Mustafa Kemal ve O'nun uygulamadaki fikirleri sayesinde Anadolu'ya yayılan lâiklik, eşitlik ve demokrasi gibi kavramlar bir son vermiştir. Aslında bu örgütlerin baskıcı ve köktenci yapılarından dolayı yok olmalarını asla sağlayamasa da, faaliyetlerinin tüm toplum üzerinde değil de çok küçük ve dar bir çevre üzerine indirgemiş, böylece toplumdaki her bireyin almak istediği role uygun eğitim almasını ve kişisel gelişimini sürdürmesini tüm Türkiye'de bir eğitim seferberliği başlatarak ve okullar açarak olanıklı hale getirmiştir.
İşte Anadolu'daki toplumun son yüz yıldır verdiği savaş dinsel örgütlenmelerin etkin hale gelmesini isteyen kökten bir şekilde bu örgütlere bağlı medreselerde talebe olan insanlar ile, okullarda eğitim görmüş öğrencilerin, toplumun iki bireyi olarak karşı karşıya geldikleri zaman yaşadıkları savaştır. Türkân Saylan ve Fethullah Gülen bu savaşın iki tarafını da eksiksiz bir şekilde temsil eden iki isimdir. Bu iki isim arasında, gerçekten özgür yetişmiş, iyi bir eğitim almış ve sorgulamayı bilen her bireyin tercihi Türkân Saylan olacaktır.
Burada anlamanız gereken seçtiğimizin aslında Türkân Saylan olmadığıdır. Biz aslında medreselerden çıkmış talebelerin yerine, okullardan mezun olmuş öğrencileri seçiyoruz, onları destekliyoruz. Köylerden medreselerine talebe toplayanların yerine, her köye okul götüren öğrencileri destekliyoruz...Paralı medreseler kurup gelir kaynağı elde etmek yerine, devlet okulları kurup herkese eğitim hakkı veren öğrencileri destekliyoruz. Talebelerine "türban" bağlatıp sonra üniversite kapılarında ortada bırakan medreseler yerine, "Haydi kızlar okula" diyerek kızların öğrenci olmasına ayrı bir önem verenleri destekliyoruz.
Çok uzun ve içeriği geniş bir yazı oldu, onun için özet geçeyim;
Dünya'nın her tarafında kurduğu okullarda 'Türk' ismini kullanırken, sağlık problemlerini bahane ederek Türkiye sınırlarına girmeyen Fethullah Gülen ve onun medreselerinde yetişen talebeler yerine, gerçekten hasta olmasına, zanlı olarak gösterilmesine, bir takım medya tarafından açık hedef getirilmesine rağmen ne ülkesini bırakan ne de sorumluluklarından vazgeçen Türkân Saylan'ı, O ve O'nun gibilerin bu ülkeye kazandırdığı okullarda okuyan öğrencileri tercih ediyoruz. Çünkü eğitim, insanı koşulsuz itaate sevketmek yerine, bireye aklını kullanmayı öğretme işidir.
Buradan Vakit, Zaman ve fgulen.com yazarlarına selam ederim.





20 Nisan 2009, 12:57
111 bin kişi!..
Cemaatler milyonları çatıları altında topluyor…
Siyasal İslam yüzde 47 ile Türkiye yönetiminde…
Kafatasçılar en azından özerklik istiyorlar, sayıları küçümsenemeyecek kadar çok…
Koca Ankara’da Atayı ziyarete giden 111 bin kişi!
Bir araya gelip Mustafa Kemal Atatürk gibi Samsundan başlayarak tüm yurda yayılan bir tepki seli, tek bir ses – tek bir vücut olamıyoruz.
İşte biz bu yüzden kaybediyoruz!!!
20 Nisan 2009, 18:22
bence de aç konuyu yoksa kafanı kırıcam. fetoya nası bi kulp bulcan lan, bekliyorum bak damat!
20 Nisan 2009, 18:50
Fetoya kulp bulmaktan öte olaya bilimsel yaklaştım sevgili baldız! ( Bkz: yukarısı )
20 Nisan 2009, 19:34
-kendisi ilkokul terkten taaa bu noktalara kadar yükselmiş, güzel düşünceli, temiz ruhlu, anlamlı bakışlı,çalışkan, yüzü nurlu bir zattır. insanların eğitimine çok önem verir, o olmasa biz ne yapardık, çünkü biz düşünmeyiz, düşünsek bile kesin yanlış düşünürüz, o var, o bizim yerimize düşünür, hem ondan daha nurlu kim düşünebilir? o hepimizin hayrına vesile olacak ne varsa yapar, çünkü onun şanlı ruhu, tüm insanları kucaklar. biz de kucakta olmayı çok seven bir milletiz, hiç kucaktan düşmeyiz.
+o değil de benim merakım, okuduğum bölümden kaynaklı olsa gerek, babası imam olan, ilkokuldan terk birinin bu kadar parayı nereden bulmuş olmasıdır? vahiy mi gelmiştir? üniversiteleri bitiren binlerce parlak zeka aç gezerken, bu insan bu sermayeyi nereden bulmuştur?
-ama o nurlu insandır, o ki insanın temizliğidir, güzelliğidir, saflığıdır?!
+böyle insanları bile umursayan, umursamaktan öte kucaklanan, saflıktan çok uzak, cahillikten öte sinsi bu kadar insanla, bu kadar gülen taraftarı insanla aynı ülkede yaşamaktan utanıyorum, üzülüyorum.
+-ama görünürde bir yanlışları, hukuksuzlukları mı var?
görmesem bile kokusu midemi bulandırmaya yetiyor.
yazık.
20 Nisan 2009, 20:27
yaya yürü beeee!
budur yavrucum olay.
20 Nisan 2009, 21:28
20 Nisan 2009, 21:32
sizin gibi küçük beyinli insanlar Fethullah GÜLEN’İN yaptığı işleri anlamakta güçlük çekerler.
21 Nisan 2009, 17:47
yoo
aksine onun ne işler çevirdiğini bildiğimiz ve sizin gibi büyük beyinlilere anlatamadığımız için dertliyiz…
eee, büyük olan her şey makbul olucak diil ya, beynin büyüğü bi boka yaramıyo. sende olduğu gibi:p
21 Nisan 2009, 20:58
işte..senin seviyen bu.baska ne denir ki..
21 Nisan 2009, 21:00
ancak karsındaki şahsa ağıza alınmayacak kelimeleri söylyecek kadar…
21 Nisan 2009, 21:36
Kusura bakmayın ama bu durumu siz başlattınız.
Cüzzamlı Melek de sadece anlayacağınız dilden anlatmaya çalıştı. Lâkin ‘anlamak’ kendisi gibi ‘içtihat’ yeteneğine sahip insanlara has bir özellik olduğundan, sizin gibi İslam’ın içine Fethullah Gülen’in ‘tebaa’sından olmayı bir değer olarak katan ve koşulsuz kabullenmelere sahip olanlara bu durumu anlatması imkansızdır.
Dolayısıyla diyeceğim odur ki, burada ne benim, ne senin ne de ötekinin kişiliği önemli değildir ve böyle yorumlar bırakmanız boş tartışmalardan başka bir işe yaramamaktadır. Sizden isteğim, eğer yazıda verilen herhangi bir bilgiye itirazınız, kasten yanlış yapıldığını düşündüğünüz bir yer var ya da paylaşacağınız fazladan bir bilgi var ise bu konulardaki itirazlarınızı ve bilgilerinizi paylaşan yorumlar bırakmanız.
22 Nisan 2009, 13:04
Öncelikle yaya ya cevap vermek istiyorum:
Sevgili yaya, antepian konuya geniş açılarla bakmaya çalışmış ki bunu takdir ediyorum. Kimsenin tarafında olduğumdan değil ama bir şeyi bilmiyorsak, bunu sert bir dille eleştiri altına almamalıyız sanki. Yanlış mı düşünüyorum? Ben Fethullah Gülen konusuna çok fazla yabancı birisi değilim. Ama içinde de değilim, bildiklerim kesin doğru, en iyi ben biliyorum demiyorum. Ama bildiğim kadarıyla, varlıklı insanlar bu cemaate çok fazla para yatırılıyorlar. O dersanelerdeki öğretmenler çoğu zaman aylıklarını çok geç alıyorlar(burda çalışan tanıdıklarım var, evet). AmAÇ var, gönüllülük var. Belki bir liderlik yapan var ama bu demek değil ki onun arkasından onu destekleyen insanlar yok. Yani her şeyi o yapmıyor, onun desteklediği yönde giden insanlar olduğu için biz onun ismini duyuyoruz.
Şimdi bu adam konusunda o kadar katı düşünceli insanlar var ki, biri çıkıp anlatsa anlamazlar. Kim çıksın ki yani? Dini düşünceli insanları “laik” değiller, “bağnazlar” diye dillerine dökenlere (ki bence onlardır dar görüşlü olanlar)nasıl anlatabilsinler kendilerini…
Bu yüzden birçok konu kapalı, kimse bir şey bilmiyor, bilmedikçe atıyor da çamuru atıyor…
Türkan Saylan konusuna gelirsek. Ben şimdi Fethullah Gülen hakkında olumsuz fazla düşüncem yok diye Türkan Saylan’a saldırma politikasını mı gütmeliyim? Hayır! Takdir ediyorum yaptıklarını, ve o tüm bunları yaparken, ailesinin orasına burasına kadar araştırma yapıp bunları gün yüzüne çıkaran onu bunu da kınıyorum!
Bilmiyorum. Bu konular beni öyle çok yoruyor ki… Çok sevdiğim halde, siyasi sayılabilecek içerikler bulununca, başlığı öyle görünce, yazıyı okumak bile istemeyebiliyorum. Nedir paylaşılmayan, nedir bu kavga dürtüsü, kafam almıyor. Keşke insana “insan” gözüyle bakabilsek…
Antepian, yazı için teşekkür ederim, gerçekten çamurdan uzak, olabildiğince geniş bakmışsın. Düşüncen senindir, çıkardığın sonuç da sana özel…
Bu yazıdan alınacak çok başka düşünceler var ama yorumlara baktığımda buna ulaşılamamış olduğunu görüyorum üzülerek.
He amacım burayı kızıştırmak değil, eğer yazımdan bir parça bir şey anladıysa bünyeler, bunu da idrak edeceklerdir. Yok etmezlerse kendi bilecekleri iştir.
22 Nisan 2009, 17:02
Nur;
Tartışma üslubun için teşekkür ederim. Bazı konularda haklısın, ben özellikle Fettullah Gülen konusunda gerçekten katı düşünceliyim.Ama dar bakış açısını kabul etmiyorum. Lise yıllarımda bir çok Gülen taraftarı arkadaşlarımla seviyeli tartışmalar yaptık. Kendisinin insanları din gibi hassas ve öznel bir konuyu kullanarak çeşitli kişisel çıkarlarını tatmin ettiğini düşünüyorum. Bunun çirkinlik olduğunu, saf ve kişisel bırakılması gereken din konusunun bu kişilerce sömürüldüğünü düşünüyorum. Gülen ile ilgili düşüncelerim, onu sevenlerle birebir tartışmalarım sonucunda oluşmuştur. Gelir kaynağının varlıklı insanlar olduğunu söylüyorsun, ben o varlıklık insanların amacını sorguluyorum sevgili Nur; masum bulamıyorum vicdanımda. Din için yapıldığını düşünmüyorum, ki belki sana ters gelebilir ama ben insanları sömürmeden sadece din için yapılan birçok şeyin de masum olmadığını düşünüyorum. Ayrıca Gülen’in tek mal varlığı dershaneleri midir? Bugün büyük bir dershanenin kar yapmadan sadece kendi içinde dönmesi için harcanması gereken para nedir? diye araştırısak çıkacak sonuca sen de şaşırabilirsin. Üstelik bu tek bir dershanenin. Bunun sermayesini de düşündüğümüz zaman bu bağış, varlıklı ailelerin sadece bu vakıfa çalışması gerektiği sonucunu doğuruyor, ve benim çevremde gördüğüm ve de bağış yaptığını düşünebileceğim hiçbir şirket kar yapmadığı işlerde ya da karının büyük kısmını hiçbir karşılık beklemeden paylaşacak şirketler değiller. Gönüllülük var demişsin, öğretmenler arasındaki gönüllülüğü tartışmayacağım ama, ben öğretmenlerin bir üst basamağından başlayan gönüllülüğün kesinlikle masum olmadığını düşünüyorum, üstelik çirkin olduğunu düşünüyorum. Öğretmenler arasındaki gönüllülüğe gelirsek, o dershanelerin öğretmenlerini de bilirim, yaptıkları iş hiçbir zaman benim düşüncelerime uymamıştır hatta her zaman uzak kalmaya çalıştım, bu dershaneler her zaman baskıcı olmuşlardır, bunları yapacaksınız demişlerdir, namaz kıldırmaya uyandırılıp kılmayacağını söylediğinde “abi”lerinden çok ters tepkiler alan arkadaşlarım oldu, böyle bir eğitimden utandım, üzüldüm.
Seni memnun edecek değiliz ya diye düşünebilirsin, tabi ki haklısın ama bunlar benim kişisel düşüncelerimdir, kişisel yargılarımdır. Gülen gibi insanların baştacı edilmesi ve körü körüne desteklenmesi beni utandırıyor.
22 Nisan 2009, 22:25
Ben de cevabın için teşekkür etmeliyim:)
Diyeceğim şudur ki, kast ettiğim şirketler değil, aileler. Yani yapılan bağışlar tamamaen bireysel oluyor çoğu zaman.(bu insanların çocuklarına kurs verenler var bu yüzden, sonra bu aileler ramazanda yemek veriyorlar, tamamen hayır amaçlı) Bu adamların amaçları, insanlara dini öğretebilmek, en azından olaya masumane bakarsam bu olduğunu düşünmekteyim. Yani son peygamber gelmiş olduğundan, günümüzde dini anlatmayı amaç edinmiş, bunun için didinen bir kitle oluşturmak. Ben dinini yaşamaya çalışan biriyim, onların içinde bulundum, dershanelerine gittim, evlerinde kaldım. Ama beni bir gün namaz için zorlamadılar. Ama ben onların içindeyken bazı kişiler dolayısıyle belli şeylerden soğudum, evet. Ama pire için yorgan yakmak istemedim. İçlerinde amaçlardan şaşmış, oraya yakışmayan çok insan var. Bunları onlara söylediğimde, bunun engellenemez olduğunu, kişilere takılmamam gerektiğini söylediler. Her ne kadar başarabildim bunu, bu da tartışılır tabii… Ama içlerinde çok güzel insanlar var, ne yalan söyleyeyim. Sırf onlardan dolayı, oturup bu yazıyı yazıyorum ya… Gönlüm razı olmuyor, kötüler için onları harcamak…
Tabii ortada cevabı olmayan pek çok soru var, herkese anlatılmayan şeyler. İçinde bulunsan da saklananlar… İşte bilmiyorum, kimseyi memnun etmek, ikna etmek amacında değilim zaten. Bunun için benim içinde olmam lazım, bilmem lazım. Dediğim gibi sadece, kimsenin günahını almak istemiyorum. Sizin de bu günaha dahil olmanızı istemiyorum belki… Bana düşmez ama kötülerse de kötü olsunlar, iyilerse de iyi… Ya iyilerse? Ya günahlarını almışsam boşu boşuna diye düşünmeden edemem ben. Yazdım gitti işte, ama anlamaya çalıştığın için teşekkür ederim.